İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

100k Takipçi Yalnızlığı

Herkes neden bu kadar mutsuz hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm. Topladığım bilgiler, yaptığım sayfalarca araştırmalar, gözlemler, istatistikler ışığında hepinizi aydınlatıyorum : Hepimiz olayı yanlış anlamışız!

Sokakta karşılaştığınız her vatandaş kendine has duygu, düşünce, heyecan, sevinç, hüzünleri ve özel anıları olan kişiler. Kendimizi diğerlerinden daha düşünceli, daha akıllı ve mantıklı görüyoruz değil mi? Diğerlerinden daima daha özelse herkes, kim bu kötü ruhlu bencil insanlar? Sanki hepsini ben yapmışım gibi davranıyorsunuz:)

Sen güzel yüzlü kız! Göğüs dekoltesi açıp 90 dereceden fotoğraf paylaşınca,yere düşen küp şeker etrafında toplanmış karınca sürüsü misali ‘yaların yutarın’ yorumları yazan erkekciklere isyan ediyorsun. Sürekli artan düzeylerde ilgi istiyorsun biliyorum, üzülme, aramızda kalsın;)

Sen 6 pack karınlı tüysüz oğlan! Yeterince ciddiye alınmamış ve anlaşılmamış olmaktan şikayet ediyorsun. Belki de geliştirmen gereken başka organların vardı ama sana anlatmadılar.

Sen instagram profilinde ‘Allah büyüktür’ yazan dini bütün,inançlı ablacım! İçten içe sıtkın sıyrılıyor bu kadar ayet paylaşmana rağmen hala tam iç huzura kavuşamamandan. Hala rahmani bir sırra ulaşamamış gibisin.Belki de tüm bunlar Tanrı’yla aranda kalmalıydı,gösterişin ve imanın aynı bünyede yer bulamayacağını bilmen gerekiyordu.

***

Peki sebebi neydi ki?

Antik çağlarda filozof abilerimizden biri hazcılık görüşü çerçevesinde ‘insan doğası gereği haz peşindedir’ demiş. Libido ve güdülerimiz sürekli hazzı artırıp acıdan uzak durmanın peşindeymiş. Buraya kadar güzel; insan her zaman kendisi için en iyi olanı ister ancak bazen gidilen yollar farklı olabiliyor, acıyı bastırmanın en iyi yolunu hazzı olabildiğince arttırmakta buluyor. Sosyal medya burada devreye giriyor. Hazzı arttırmanın en iyi yolu mümkün olduğunca ‘beğeni’ toplamaktan geçiyor. Daha çok,daha çok ve daha çok…

Büyük filozof Aristippos bedensel hazcılığı savunurken Epikuros tinsel hazzı savunuyordu. Bugünün ‘modern filozofları’ysa bedensel hazzı tinsel hazla mixleyip büyük bir tatminsizlik denizine doğru yol alıyor.

Peki bu modern filozoflarımızı çektiğimiz acılardan sorumlu tutabilir miyiz? Bize acı çektiren, sürekli hazzın peşinde koşturup duran bu filozoflar bizzat kendimiziz. Tek bir bilgiye tam hakim olmak gerekirken birçok bilgiden azar azar öğrendik, her konuda bir fikrimiz oldu, insan ilişkilerinde sürekli kriterler yarattık ve etrafımızda olan biten her olayı kendi yamalı perspektiflerimizden görmeye çalıştık. Buzdağı fenomeni üzerinden gideyim; kimi zaman suyun üstünü görmeden derinlere dalmaya dalıştık,buz dağının görünmeyen yüzünün daha önemli olduğunu düşündük. Buzdağı suyun üstünde de buz dağıdır suyun altında da,sadece tepesi su üzerinde gövdesi su altındadır. Beşerin her hareketinin altında görünmeyen bir buzdağı olduğu,farklı bir amaç peşinde olduğu düşüncesi bizi yanılgıya uğrattı. Muhattabımız %90 ihtimalle olduğu gibiydi ancak biz onu kendi düşüncemize göre bezedik, her hareketten bir anlam çıkarmak gibi….

Donörün aslında sandığımız kişi olmadığını anladığımızda çok geçti ve acıyı bastırmak için hazzın peşine düştük yeniden. Şiir yazdık, şarkı söyledik, hız yaptık, fotoğraflar paylaştık. Gördüğümüz yanılgı aslında gerçeğin ta kendisiydi ancak kendi kavramlarımızla çok meşgul olduğumuz için gözardı etmiştik. Bu noktada mutsuzluğumuzun tek sebebinin kendimiz olduğunu anlamaya başlıyoruz ve paylaşıyoruz:

“ama ben seni şöyle sanmıştım,sen bana neden böyle yaptın!”

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir