İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Duygular Düşünceler ve Analizleri Üzerine

Kapıda sabırsız insanlardan oluşan bir sıra peydah oluyor. Bir kısmı sadece maske alacak, çok sabırsızlar. Bir kısmı ilaç yazdırmış, onların sabırsızlığı farklı. Buraya gelmeden önce kalkıp sağlık ocağına gitmiş ve ilaç yazdırma sırası beklemiş. Üstüne onları karantinadan dolayı kapıda bekletiyorum. Muhtemelen eczaneye giremediği için umursanmadığını ve ona ilacını çok geç vereceğimi düşünüyor ve olası cümleyi patlatıyor ” Reçetemi çabuk yapar mısınız ocakta yemeğim var!

Sinirleniyorum fakat cevap vermiyorum; her sinirlendiğim duruma cevap verecek olsam gerçekten sinirlenmem gereken bir durum olduğunda sinirlenmiş olmam umursanmayacak çünkü ‘Nasılsa o hep sinirli boşverin!’

Sinirli olmamı boşa harcamak istemiyorum bu yüzden. Onun yerine ‘herkese geldiği sırayla bakıyorum‘ demekle yetiniyorum. O arada reçeteyi girip ilaçları çıkarma işlemini hızlı ama sakin yapmaya çalışıyorum. Aynı anda hem el çabukluğu hem de sakin olmak kolay değil, yıllar isteyen bir pratikle mümkün oluyor. Arada kahvemi de içiyorum ve diğer elimle ilaçları okutmaya devam. İşte gerçek profesyonel böyle olur!  Bu hareketi – yani bir iş yaparken diğer elimle kahve içme işlemini – itiraf ediyorum, bazen bilerek yapıyorum: ‘çok yoğun çalışıyorum ve su içmeye vaktim yok, profesyonelim ben, bana inanın ve güvenin‘ hareketim bu. Böyle kodlanmış birkaç hareketim var. Yeryüzü şekilleri gibi zamanla kendiliğinden oluşmuş ama farkettikten sonra bilinçli kullanmaya başladığım hareketler. Herkesin bu tarz kodlanmış hareketleri vardır diye düşünüyorum ve içimi rahatlatıyorum, yoksa epey yapay geliyorum kendime.

Ocakta yemeği olan kadını, başka bir müşteriye maske vermek için bekletiyorum. O an bile kişisel bir muhasebeye girişiyorum: Acaba 1 tane maske isteyen kadına maskesini çabucak verip göndersem mi yoksa elimdeki reçetenin bitmesini mi beklesem? 1 maske verip 1 tl almak için 1 dakikadan az bir zaman harcayacağım ama ocağında ‘sözde’ yemek olan kadın, onu ciddiye almadığım için araya başka bir işlem soktuğumu düşünecek. Daha fazla kafa patlatmadan maske verip gönderiyorum ve  masama dönüp işimi bitiriyorum.

Tüm duygu ve düşüncelerimi, hareketlerimi sürekli tahlil edip, parçalara ayırıp üzerine uzunca düşünmem çok yorucu ayrıca büyük resme odaklanmamı engelliyor. Felaket seviyede sıradan olduğumu düşünüyorum çünkü ben de dünyadaki diğer herkes gibi diğerlerinden farklı ve özel olduğum sanrısına kapılıyorum. Sıradan dünyada bizi yaşamaya, hayatta kalmaya iten daha da kötüsü umut veren bir sanrı. 7 milyar küsür insanla aynı şeyleri düşünüp farklı olmayı beklemek… Kitlesel bir düşünce bozukluğu. Kendin hakkında bu kadar fazla kafa yorunca diğer insanlara odaklanamıyorsun ve en basitinden umursamıyorsun. Diğer insanlar hakkında analize başlamam için önce kendi analizimi bitirmem gerek. İnsan umursamamak ilk bakışta havalı gibi dursa da karşılıklı insan ilişkilerde kişiyi ‘hey lanet olası pislik senin sorunun ne ha!!‘ durumuna düşürüyor. İsteyerek olmuyor, sadece o an insanlarla mikro düzeylerde ilgileniyorsun. Çok kalın bir kitap gördüğümde yazar bu kadar ne anlatmış olabilir ki diyorum ama okuduğumda çoğunlukla karakterlerin iç dünyası, karakterleri ve hisleri üzerine yazılmış oluyor. İnsanları da kitaplar gibi düşünüyorum: Ne var ki içinde bu kadar? Sanırım ben de bir kitap yazsam kitabım duygu ve düşünce analizleri yüzünden epey bir kalın olurdu. Şimdilik kitap yazmak uzak bir hayal  neyse ki. Duygularımı o kadar dışa vuruyorum ki benim gibi bir düşünce analizcisi olsaydınız, beni çok kolayca çözebilirdiniz. Yabancı ellerde ‘wearing your heart on your sleeve‘ diye bir deyim var yani ‘ne oldu birşey mi oldu yüzün düştü kız?‘. İşte tam olarak öyle.

Hareketlerin altında yatan sebep ve düşünceler hareketin kendisinden daha çok dikkat gerektiriyor. Mesela ben hastaya ilaç verirken suyumdan aldığım yudum;  senin işini yaptığım için su içmeye vaktim olmuyor olduğunu karşı tarafa belli edip acıma duygusu oluşturma, ajitasyon, iş bitirici olduğumu göstermeye çalışma, o anda yapılan işe hakim olan tarafın ben olduğumu kanıtlama ve ben aslında iyi çalışıyorum duygusunu karşı tarafa hissettirip o kişide işimi savsakladığım düşüncesini yerle bir etme çabamı açıklıyor(kendime ve karşı tarafın bilinçaltı radarlarına). Halbuki karşı tarafın bana karşı hiçbir sorumluluğu ya da borcu yok. Neden hem onu hem kendimi psikolojik olarak yormaya çalışıyorum ki? Sadece işimi yapmam gerekiyor ve bunun için para alıyorum. Yorucu, çok yorucu…

Bir yandan da kendi duygularını okuyabiliyor olmak, bencilce ya da aç gözlülük yaptığının farkına varabilmek muazzam bir his. Hisleri mikroskop altında inceleyebilmek. Düşüncelerin renklerini görebilmek. Sadece kendimle de sınırlı kalmıyorum, önüme gelen herkeste deniyorum, yanılmıyorum. İşte falcılık yeteneğim buradan geliyor. Kesin olmayan bir geleceği sadece insanların görünen kişiliği üzerinden tahmin edebilmek, görünmeyen kişiliklerini tahmin etmeye çalışmak. Acaba eve gittiğinde ne yapıyor tahminlerinde bulunmak, yaşlanınca ne olacağını, büyüdüğünde nasıl bir hayat süreceğini tahmin etmek, ufak tefek tatmin oyunları… Kendimi SHERLOCK HOLMES gibi hissettim birden. Bir milyon tahmin kelimesi.

Her ne kadar duygu ve düşüncelerim üzerinde full analiz yeteneğim olsa da onlar üzerinde kontrol yeteneğim yok. Düşünceleri ancak kafamdan geçtikten sonra ya da birini kırdıktan sonra fark ederim, ürünleri satın aldıktan sonra araştırırım. “Duygular düşünceleri , düşünceler hareketleri, hareketler bütün kaderi etkiliyor.” Bu söz bana ait değil, sağda solda çokca paylaşılan ünlü bir söz:) Duygularım üzerine hakimiyet kurma gibi bir isteğim de yok. Olanı olduğu gibi yaşamayı çok seviyorum, çünkü üzerine düşünüyorum, yeni şeyler keşfediyorum. İnsanın duygusal açıdan böyle geliştiğine inanıyorum.

İnsan, yaptığı bir hareket, söylediği bir söz yüzünden kendine kızabilir, ama yaşadığı bir duygu yüzünden kızamaz, çünkü duygularımız üzerinde hiçbir gücümüz yoktur. Milan Kundera

Gelecekte duygu ve düşünceler üzerine tahmin dolu daha çok yazı yazmak istiyorum ama yapacağım dediğim çoğu şey gibi bu da havada kalabilir:)

2 Yorum

  1. Hüseyin Hüseyin 12 Ağustos 2020

    Herkesin ayrı bir telâşı var. Tabiki sizinde sabrınız. Beklemek ve sabretmek herkesin erdemi degildir.

    • Yeşim Yeşim Yazar | 31 Ağustos 2020

      Şehir ilişkilerimizde sahip olmamız gereken bir özellik; sabır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir